9 Mart 2016 Çarşamba

Kısım 1

Yol boyunca öksüz düzlükleri izledi.Başını cama verdi gözünü yol çizgisine dikip zaman ne kadar hızlı geçiyor diye düşünerek bir hayli zaman tüketti.Dünyayı,evreni,insanlığı,cebindeki parayı,çantasındaki yolluk dürümü,ağzındaki tanımsız tadı ve galaksileri düşünerek uyku uyanıklık ve düşler arasında bir girdapta gözlerini bir açıp bir kapayarak parasını borç aldığı arkaya yatmaz koltuğa direnerek,dışardan bakanların kafasındaki bu ışıklı gökyüzünden şüphelenmemesi için yaratılmış bedeniyle sadece nefes alıp verir bir görüntü içinde varlığını korudu.Yol bitecek gibi değildi ama bitecekti.Molalar,dur kalklar,ılık çorbalar,kapkara çaylar ve filtresiz sigaralar gözünün önünde,masasında,ellerinde,boğazında,damağında,parmaklarının arasında görünüp kaybolacak ve yol bitecekti.Öyle de oldu.

O ulu sapağa gelindi,otobüs tıslayıp yaylanarak durdu,bagaj kapağı açıldı,siyah,içi yarı dolu yarı boş el çantasını aldı ve sırtını otobüse dönüp,yürüyeceği yolu selamlarcasına eğildi,çantanın fermuarlı ön cebinden açılmamış paketini alıp doğruldu.gözlerini kısıp bakabildiği kadar uzağa baktı,gözünün gördüğü en uzak noktada sola kıvrılan bir yokuş göründü.İşte o kıvrımı dönünce eve gelinmiş sayılıyordu,tam olarak varılmıyordu ama oraya kadar gittiğin zaman vardın sayılıyordu.Oradan sonraki yolu başkası yürüyecekmiş gibi.O kıvrımı dönen herkes bir meridyenden geçer gibi yalnızlığından kalabalığına,yol boyu düşündüğü saçma sapan ve asılsız binlerce fikrin yorgunluğundan artık elle tutulur gerçekliğe geçiyordu.Bu hafifleme sayesinde o kıvrımı dönen herkes kapısından girmediği evine varmış oluyordu.Sigarasının dumanını arkasında bırakarak yürümeye başladı.Çantası hafifti,arada bir sırtına vurarak,arada bir el değiştirerek,durup dinlenmeden yürüdü,hava kararmadan eve varmış olmalıydı.Uzunca bir süredir konuşmamış olmanın şaşkınlığıyla ıslık çaldı,türkü söyledi,kendi kendine mırıldandı,çocukluğundan bir kaç anı seçip gülümsedi böylece eve dönen kıvrıma kadar geldi.Eve biraz daha vardı ama eve varmıştı.Yolun sağından solundan kiremit çatılar timsah dişleriyle gökyüzünü ısırıyordu.Dumanlar yeni grileşmiş henüz kararmamıştı.

Zamane

ömür dediğin tozlu bir yoldur,
yürüdükçe daha tozlu yollara vardığın.

tozlu yollardan geçtik,
saklamayı bilsek saklardık
biraz daha serpilince
unutulup gidecek acılarımızı.




11 Mart 2015 Çarşamba

Tuna
az önce aklıma gözlerin geldi
her yan karanlık ben aydınlık 

su gibi süzüldüm zamandan

ve
çok iyi başladığım bir şiiri yarım bıraktım.

yarım kalan şiir ağlasın dursun,
gülüşün benim en büyük zaferimdir.

gözlerin cennetim.

9 Mart 2015 Pazartesi

Aynalar ve İnsanlar

uyandığında elsiz ayaksızdı.en eski medeniyetlerden kalma bir mumyaymış da bu sabah uyanmış gibi uyumsuzdu.uygunsuzdu.zamana hakim değildi.aynaya bakmadan lavaboya eğildi,yüzünü her zamanki usul tavrıyla yıkadı.havluyu ezbere buldu.kapıdan çıkacağını, 1891'den beri bu işi yaptığını iddia eden köhne fırından her sabah aldığı böreğin aynısını alacağını,durakta beklerken paçalarından girecek soğuğu iş yerine girince yüzüne vuracak elektronik sıcaklığı düşündü.havluyu yerine astı.ve yine aynaya bakmadan kapıdan çıktı.fakat ayna ona bakıyordu.tepesi açılmış kafasını,çocukluktan kalma ense yarasını,ve her devrin gülmece malzemesi kepçe kulaklarını görüyordu.aynanın şahitliğinden habersiz birden durdu.dişlerini fırçalamamıştı.geri döndü.küfür belli belirsiz çıktı ağzından çünkü küfretmekten daha önemli bir işi vardı.daha beyaz dişlere sahip olmak.aynanın kenarında asılı küçük plastik bardağın içinden diş fırçasını aldı.macunu dün ortasından sıkmıştı.bugün en altından sıkıp düzgün insan olmaya başlamanın ilk adımını attı.başını sabit tutup elini ileri geri yaparak, elini sabit tutup başını sağ sol yaparak eğlenceli saniyeler geçirdi.batasıca dünyada yalnızdı.tek başınaydı.tek başına demişken aklına kendisi geldi.her sabah uyandığı andan akşam uyuyana kadar ihtiyaçlarını gidermek zorunda olduğu bedenini anımsadı.yaşatmak için işe gittiğini,doyurmak için ucuz yerlerde az porsiyonlar yediğini,mutlu etmek için başka insanların mutsuzluğunu gözlediğini,salıncağa binip şeker yediğini ve bu zahmeti başkaları da çeksin der gibi çoğalmaya çalıştığını, bedeni için bir hizmetliden farksız olduğunu düşündü.bir şeylere alışmaya alışmış bir çağın çocuğu olarak tükürdüğü macun köpüğündeki kırmızı lekeleri farketmedi bile.diş etleri kanıyordu.alışmaya alışmaktan o kadar memnundu ki ağzındaki kan tadına bile sağlıklı bir insanın temiz ağzına yaptığı muameleyi yaptı.ve nihayet yaklaşık altı dakikadır onu seyreden aynaya baktı.havluyu asılı durduğu yere bakmadan aldı.üst dudağından boynuna kadar bütün diş eti kanı kokusunu yaydığından habersiz silindi.yanaklarında bir iki tur attı eline sardığı havluyla ve yine ezbere astı havluyu yerine.kadim inanışlardan bugüne çekilmiş bütün acıları taşıyan yüzünü görmeden döndü arkasını aynaya.işe gecikmişti.o olmasa da yürüyüp giden bir düzenin önemsiz ve fazladan parçası olmak üzere evden çıktı.ayna onun yok olup gittiği yere kapı aralığından görünen duvardaki resmine bakıyordu.siyah beyaz ve bir hayli ciddi bir resimde o eşi ve annesi vardı.onun için zamanın kaybedildiği anlarda yok olan bu iki kadın ayna için o resmin oraya asıldığı günden beri hiç yaşlanmadan hiç eskimeden duruyordu.adam ölenlerden daha yaşlıydı.geçmişi ondan daha genç ondan daha güzel ondan daha kırışıksız ve ondan daha siyah beyazdı.hafif bir esinti kapıyı yerinden oynattı.resmin aynaya göre solunda kalan adam silindi.sadece eşi ve annesi kaldı aynada.adam yaşarken yok olmuştu.ayna bu resmi izlerken adam az önce engelli kartını gösterdiği otobüs şoförünün arkasında sağ elini memesinin altına tutarak yere yığıldı.resimden ve peydah olduğu evrenden aynı anda silindi adam.ayna polis zoruyla içeri giren polisin başka bir polise bir diğer polisi çağırması gerektiğini söylerken kapıya çarpan yeni yetme polisin kapıya çarpması sayesinde kurtuldu resimden.artık kapıya bakıyordu.bir daha açılana kadar tüm yaşayacağı buydu.

16 Ocak 2015 Cuma

iki

evveli ahiri bir toz bulutuymuş
öyle diyor bütün ekranlar
diğerlerinden daha iyi konuşan bilim edaları
yalnız değiliz gibimize geliyor diyorlar.

ben yalnızım.

insan suçunu itiraf etmeli
ben yalnızım
bir başımayım
bir atım barutu olan bir avcıyım
ben birim
her şeyim bir
bir adet
bir defa
bir sefer
bir görmelik benim ömrüm.

ikinin bire bu kadar uzak olduğu başka bir matematik yoktur.


3 Ocak 2015 Cumartesi

küba

alnından düşenlerle bir evren yaratabilirim
küba'da bir sokak boylu boyunca yürüyebilirim dizlerinde
sokak lambasının altında mahalleye beyan öpebilirim
efkar demem gam demem gecelerce uyuyabilirim gözlerinde

korkak

koru beni yarama vurandan
merhemini sakınandan koru


koru beni üstüme basandan
ezerken gül açandan koru

koru beni el üstünde tutandan
lokmasız yutandan koru

koru beni yüzüstü düşürenden
ekmeksiz bırakandan koru.