12 Kasım 2013 Salı

Hasat
Mayınlı arazilerini temizle kalbinin,
Tarıma açalım oraları.

Memleket güle hasret,
Biliyorsun.

7 Kasım 2013 Perşembe



Ağlama
tahta köprüden geçiyorlar
yürüyüşleri allı morlu

koluna giriyor biri diğerinin
fısıldıyor

yere eğilerek gülüyorlar
gülüşlerine değiyor büyük sıcaklık

yüzlerinin ağaçlı vadilerinde
ten rengi ovalarında gölgeler belirip kayboluyor

toprağa ayak basıyorlar
seviyor sevmiyor çiçeğini görüyorlar

yüzlerinin keskin coğrafyasında
kainatın en masum gökkuşağı açıyor.



21 Eylül 2013 Cumartesi


Ses
çamuruna düştüğümden beri
o eski gecekondu mahallesinin
hayallerim yorgun,
peşimde koşmaktan.

nemli yatak ve güzel kokulu yorgan kesinlik arz ediyor;
hava soğuk.

düşlediklerimden sıyrıldığımda
yeni bir sesi duyar gibi duyuyorum,
sessizliği.




18 Eylül 2013 Çarşamba






















Çocuk
izler
siyah kağıt üzerine karakalem.
kadehler
çok sevilmeyen bir ressamın yan duran şapkası.
yüzler
mevsimin ilk yağmuru.

ali'yi dövdüler anne.
uyudu ali.
uyanmadı sonra.

sesler
sabaha karşı yumruklanan kapı.
eller
çizgi kahramanın yenildiği tuzak.
uzaklar
son nefesi yenidoğanın.

ali'ye vurdular anne.
uyudu ali.
uyanmadı fakat.

''Ali İsmail Korkmaz'a''

15 Eylül 2013 Pazar



Varlığın
Bulutları bembeyaz pamuk pamuk
Gökyüzünde kuşlar yürüyen
Yıldızları rengarenk
Bölüşmeden yemeyen
Irmakları berrak
Suları şifa
Havası yasemin
Bir barış ülkesinin
Gözleri görmeyen pembe yanaklı,
Çocuğuyum.
Ben sensiz.

Ben
Sen-
siz
Çiçeksiz bir dağ yamacıyım.

11 Eylül 2013 Çarşamba



Hasretten
Zaman ilaç değil yaradır.
Bembeyaz bir gül açıyorken,cennet habercisi yüzünde.

Uzakta hiç bilmediğim bir yerde,her gün başlayıp bitiyor bir kadın.
Gözlerini açıyor,kör hançerler saplanıyor göğsüme tarifsiz bir hızda.
Uykuya dalıyor,duyamaz göremez hissedemez oluyor,cellat oluyor kadın.
Gülüyormuş öyle söylüyor bazen, aklım hep sende diyorum,yüzünün uçurumlarında.

Zaman eğilip bükülüyor,
Geçip gitmiyor,
Yarayı kanatıyor,
Ve
Kemiklerimizi kırıyor hasret.


Sonra
Şili Ulusal Satdyumu'nda Victor Jara
Kırılan parmaklarına inat gitara uzanıyor.
Vuruyorlar onu.
Götürüp bir kenara atıyorlar.
Benim gibi hasretten değil,
Göğsünü delip geçen mermilerden ölüyor yoldaş Jara.







14 Temmuz 2013 Pazar

Ali İsmail Korkmaz
elimden tut
yoksa öleceğim
karnımda bir buz torbası var
ayaklarım uyuşuyor bu aralar
sokakları ateşe veriyor çocuklar
gece vakti vuruluyor aydınlık çocuklar
bulutları hizaya çekiyor rüzgar
bulut beyaz gök mavi mavide bir isyan var

elimden tut sevgili
yoksa öleceğim
bu tozlu yollar
elleri ihanetten görünmeyen yüzler
o yüzler ki aynalara sövmeyi öğretirler
öyle kötü
öyle hesaplı
öyle cahil
beni dirhem dirhem yiyorlar
etim değil içim parçalanıyor
kocaman dağlara kafa tutuyor gözlerim
ölmesin çocuklar
ya da biz de ölelim onlarla
olmaz mı sevgili?

elimden tut
yoksa öleceğim
baharı bekliyoruz.
ben de küçüğüm daha
sobalar kalksın
ısıtmayan yorganlar kaldırılsın
anadan üryan yatalım yine de terleyelim diye
tekrar o yorganları özleyelim diye
baharı bekliyoruz.
bahar nazlı bir rüzgar
esti esecek
ve bahar ölen bir çocuğun özleyeceği en güzel mevsimdir.






4 Temmuz 2013 Perşembe

Su


Hasretin
Susamak olsa
Tuna,
Nehrini
İçsem
Kanmam.

Öfke

bu
ellerimizi kesen hasret
kırık dolu geçmişten mi emanet

bu
kan içinde yaraya merhamet
tuzun eksikliğinden mi hayret.

17 Haziran 2013 Pazartesi


El Emeği Göz Nuru
Değil mi ki
Çiğnenmiş
İnancın en seçkini

Değil mi ki
Yoksullar
Mutluluktan habersiz

Değil mi ki
Ayak altında
İnsanlığın onuru
Ezilmiş
Hor görülmüş
El emeği göz nuru

Değil mi ki
Korkulan
Dili bağlı sanatın

Değil mi ki
Çılgınlık
Sahip çıkmış düzene

Değil mi ki
Kötüler
Kadı olmuş yemene
Doğruya doğru derken
Eğriye çıkmış adın

William Shakespeare


15 Haziran 2013 Cumartesi


Tasvir
demir kapıdan bir karanlık giriyor içeri
güneş
başka bir sahil kasabasını uyandırmaya gidiyor.
akşamın üstüne siyah bir tül çekerek.

sokak başından bir adam geçiyor
karanlıkta beli belirsiz
sigarasının dumanı.

pencerede duruyor fesleğen kokulu bir kız
adam bundan habersiz.

limon çamı kokuyor umutlar
keyifler ne yerinde
ne de isyan edebiliyorlar.

bu yerin insanları yersiz üzülüp
yersiz gülüyorlar.

ufak tefek tarlada
emeğinin hesabında ufak tefek bir adam
eli belinde boylu boyunca bakıyor tarlaya.

büyüyen çocuklar aşkına
bire bin ver diyor
üç beş yetmeyecek.

hayatını yazsa destan olur
konuşup rüsva ediyor kendini
iki salkım kadehin başında bir başka adam.

konuştukça umutlanıyor
yarının yeni bir gün olacağına dair.

perde ucundan izliyor yolu
gözleri mercan
saçları belinde bir kadın.

mutlu bir çift ışık görünecek birazdan
kadının güneşten aydınlık yüzünde.




5 Haziran 2013 Çarşamba

Terslik
seni
bana yazan
beni
buraya
seni
oraya
ikimizi
hasrete,

hasreti
gökyüzüne
yazmış.

23 Mayıs 2013 Perşembe


Tuna
beraber
rüya trenlerine biniyoruz
ağır
kendinden emin

beraber
adımlarımız adsız
yürüyoruz
yürüyoruz
varamıyoruz

beraber
durmak bilmeden yaşıyoruz
telaşımız bile var
sen okula
ben işe

beraber
adını koyuyoruz
adı duyulmamış bir sevdanın
sır desen değil
bilen de yok bir yandan

beraber
bulutları beyaza
denizleri maviye
yaprakları yeşile
boyuyoruz
doymuyoruz

beraber
seni sen
beni ben
olmaktan alıyoruz
yarayı tuzluyoruz
gülerek.



13 Mayıs 2013 Pazartesi

Tuzak-3
Ellerin
Yüzüme değdiğinde,
Zaman nihayete erecek.

Yeni bir
Yüz yıl başlayacak.


9 Mayıs 2013 Perşembe


İllegal ölü-yorum
nefessiz kalıyorum.
duyumsadığım şuan
ve
deli gibi merak ettiğim bir sonraki an arasında;
varlığımın yok oluş hızını sezi-
yorum.

hırçın kesikler ve baş harflerle dolu
bir agaç oluyorum.
-belki çığlık çığlığayım acıdan
-belki bir agaç bile değilim
-belki gülesim geliyor
-Size ne?
her ne karın ağrısıysam işte;
toprağı daha sıkı sardığımı adım gibi bili-
yorum.

kelimeleri tek tek çizilmiş
okunaklı bir şiir oluyorum.
yine şiirim
yine dizelerim var
yine kağıt kokuyorum
kimin umurundaysa artık;
okundukça kanı-
yorum.

vedanın ağlatacağı bir istasyonda
kendine iyi bak oluyorum.
gözlerin merhaba
ellerin elveda
üstün başın seni hep sevdim oluyor;
ben yasal ölümümden yıllar önce illegal ölü-
yorum.

8 Mayıs 2013 Çarşamba


Atlas
Ne kadar koşarsam
O kadar endişe doluyor
Adını söyleyemediğim ne bileyim ne şehrinin otel odaları.
Ben onun gözüyle dudağının arasına koşuyorum
Rüzgarlara söve söve
Güneş üstüne alınıp batıyor erkenden.

Saklandığı yerden çıksın diye
Tatlı dilden anlamayan ayrılığımız
Yataklarımızda kıvrılıp uyumasın diye
Elim
Ellerim
Dünyayı itekliyoruz
Her gece düşlerimde.
Daha hızlı dönsün diye
Saçlarının uzayışını seyredemeyeyim diye
Yavaş dönen dünyayı.

Aklım aldığı kadarıyla,
Gördüğüm kadarın saydığım kadarını ölçtüğüm kadarıyla,
Diyorum ki
Dünya ben koşamıyorum artık,
Çok özledim koşamıyorum.
Sen az ilerden sola dön
Orada bekliyor seni ela renkli gözyaşları bir fenanın.
Dünya dar geliyor bu yol izahına
Az ileriden geri dönüp bakıyor bana
''Burada gözyaşı yok zat-ı biçare''
Peki
Ne var?
''Yaş-ıvar ela gözlü bir fena rengin.''
Düşüyorum sonra.

Ben koştukça
Düşüyorum.
Ben düştükçe
O üşüyor.







18 Nisan 2013 Perşembe





















İhtimaldir 
Dokunsa birbirine
Biri ufacık
Görsen kumru dersin serçe dersin
Diğeri soğuk
Nasırlı da hafiften
İki el birbirine.

Sanki bir dal çatırdayacak
Ve kopamadan asılı kalacak agacına.
Saki unutacak boş bardakları
Ve sen öyle hasretsin ki bir damla dahasına.

Görse birbirini
Biri baktığı yeri ışığa boğuyor
Başkaca işi yok.
Diğeri kara
Kenarları su yolu
İki göz birbirini.

Galiba seferden dönecek beklenen
Elinde bir gül yüzünde bin gül.
Galip gelecek bir devrin mazlumları
Atları rahvan nalları gümüş adları düldül.

12 Nisan 2013 Cuma


Çiçek Vapurları
Düşerken,
Eller arkadan bağlı
Ağız hecesiz.
Son bayraksız isyanda
Selef ırakta.

Düşerken,
Düşlerin içine umutla
Ellerin beyaz.
Deniz mavisi körlükte
Köpükleniyor aklım simsiyah.

Düşerken,
Oluyor her şey
Ansız zamansız.

Düşerken,
Seviyor insan nisanı
Çiçek vapurlarında.

Düşerken,
Sır değil düştüğümüz
Ve pek tekin değiliz.

Düşerken,
Seni çok korkutuyorum
Korkum korkunç.
Bakma öyle akıllara ziyan
Adam olamıyorum.



9 Nisan 2013 Salı
















Uyarısız
yaseminlerle sevişmiş
yeşillere boyanmış
beyaz ışıklar içinde
bir akşam esintisinde.


asmanın altında
gazete üzerinde
çay bardağı kadehte.


ilk yudumda
ansızın
uyarısız
ve acımasız.


büyüyen çocuğun
karanlık korkusu gibi
yitirecek bütün dehşetini
yokluğun.



31 Mart 2013 Pazar

4045
bir nehir adın.



ırak
akşam
bir bahar getirdi
bir ayva çiçeği
bir çam yeşili
ve derin bir nefes getirdi.

dedim ki,
seyrine daldığımız filmler boyunca
dizinde nasıl uyurdum
topladığımız çiçekler kadar
nasıl değerdik toprağa
dudağını büktüğün vakitler
nasıl kapı zillerini çalıp kaçardık
sonra soğuk bir bira içerdik
nasıl sokulurdun boynuma
bu kadar uzakta olmasaydın.

Tuzaklarla dolu gülmeseydin...









19 Mart 2013 Salı














Eyvah
ben sana bir son yazacak olsam
geri kalan her şeyin başlangıcı olursun.
duvarları kodese tıkarlar
heykeller baş aşağı
ihtilal kokar sokaklar!
yasal bir dille
yasa dışı eylem eder çocuklar.
otel odasında ölü bulunur mazeret
otel odasında ölü, bulunur.
kıskıvrak yakalanır ellerimiz
birazdan bulurlar gözlerimizi
çok devlet bir astsubay belirir sol yanımızda
çocuklar telaşlanırlar
korku tutar köşe başlarını
şüphe götürür cesaret
ve nefesim esir eder meydanları.


























Memleket
gülmüyor,
çiçek açıyor memleket.
oldum olası
tohumda.
biraz ha desen tomurcukta
hani olmaz ya
oldu desek,
çiçek açıyor.

ne çare?
bahar olmuyor memleket.
gülmüyor.


























Tuzak-1
gece geçiyorum
gözlerinden
kimseler olmuyor.

oturuveriyorum
baktığın yere
ve rüzgar
alkış tutuyor bana
yaprak yaprak.



7 Mart 2013 Perşembe



Mezarlık
Şehrin gecelerini
Gerdanlık yapmış
Boynuna asmış kadın.

31 Ocak 2013 Perşembe
















anlatamıyordum
hiç
uçurum çiçeği
görmemiş birisine
korkuyu anlatamazsın.

piç
demir parmaklık
sevmemiş birisine
özgürlüğü yaşatamazsın.

hiç
kefen beyazı
sezmemiş birisine
ölümü ağlatamazsın.

piç
soğuk ranza
yatmamış birisine
uykuyu uyutamazsın.

hiç
nar kırmızısı
tatmamış birisine
lezzeti bölemezsin.

piç
boş kağıt
yazmamış birisine
resimleri çizemezsin.





6 Ocak 2013 Pazar

















1977
Sedir üstünde
Bağdaş kurmuş bir bıyıklı
Soba kıpkırmızı
Öyle kırmızı ki sıcaktan
İçi görülüyor.
Bir elinde kazın nar gibi budu
Bir elinde rakının son demi
Şapır şapır ağzı.
Çocuklar
Boy sırasına göre dizi olmuşlar
Bekliyorlar çocuklar.
Son lokmasını da yesin hazret
Kemiklerde dilinin dişinin uzanmadığı varsa
Uzansın diye minik elleri.

Sonra dünya
Öküzün boynuzlarında
Ve tersi ne mümkündür ki
Düz bir tahta parçası.
Öyle anlaşılıyor ki çocuklar
Karşı kavaklıkta bitiyor dünya
Ötesine yürümedi
Çarıkların yaraladığı ayaklarınız.