9 Mart 2015 Pazartesi

Aynalar ve İnsanlar

uyandığında elsiz ayaksızdı.en eski medeniyetlerden kalma bir mumyaymış da bu sabah uyanmış gibi uyumsuzdu.uygunsuzdu.zamana hakim değildi.aynaya bakmadan lavaboya eğildi,yüzünü her zamanki usul tavrıyla yıkadı.havluyu ezbere buldu.kapıdan çıkacağını, 1891'den beri bu işi yaptığını iddia eden köhne fırından her sabah aldığı böreğin aynısını alacağını,durakta beklerken paçalarından girecek soğuğu iş yerine girince yüzüne vuracak elektronik sıcaklığı düşündü.havluyu yerine astı.ve yine aynaya bakmadan kapıdan çıktı.fakat ayna ona bakıyordu.tepesi açılmış kafasını,çocukluktan kalma ense yarasını,ve her devrin gülmece malzemesi kepçe kulaklarını görüyordu.aynanın şahitliğinden habersiz birden durdu.dişlerini fırçalamamıştı.geri döndü.küfür belli belirsiz çıktı ağzından çünkü küfretmekten daha önemli bir işi vardı.daha beyaz dişlere sahip olmak.aynanın kenarında asılı küçük plastik bardağın içinden diş fırçasını aldı.macunu dün ortasından sıkmıştı.bugün en altından sıkıp düzgün insan olmaya başlamanın ilk adımını attı.başını sabit tutup elini ileri geri yaparak, elini sabit tutup başını sağ sol yaparak eğlenceli saniyeler geçirdi.batasıca dünyada yalnızdı.tek başınaydı.tek başına demişken aklına kendisi geldi.her sabah uyandığı andan akşam uyuyana kadar ihtiyaçlarını gidermek zorunda olduğu bedenini anımsadı.yaşatmak için işe gittiğini,doyurmak için ucuz yerlerde az porsiyonlar yediğini,mutlu etmek için başka insanların mutsuzluğunu gözlediğini,salıncağa binip şeker yediğini ve bu zahmeti başkaları da çeksin der gibi çoğalmaya çalıştığını, bedeni için bir hizmetliden farksız olduğunu düşündü.bir şeylere alışmaya alışmış bir çağın çocuğu olarak tükürdüğü macun köpüğündeki kırmızı lekeleri farketmedi bile.diş etleri kanıyordu.alışmaya alışmaktan o kadar memnundu ki ağzındaki kan tadına bile sağlıklı bir insanın temiz ağzına yaptığı muameleyi yaptı.ve nihayet yaklaşık altı dakikadır onu seyreden aynaya baktı.havluyu asılı durduğu yere bakmadan aldı.üst dudağından boynuna kadar bütün diş eti kanı kokusunu yaydığından habersiz silindi.yanaklarında bir iki tur attı eline sardığı havluyla ve yine ezbere astı havluyu yerine.kadim inanışlardan bugüne çekilmiş bütün acıları taşıyan yüzünü görmeden döndü arkasını aynaya.işe gecikmişti.o olmasa da yürüyüp giden bir düzenin önemsiz ve fazladan parçası olmak üzere evden çıktı.ayna onun yok olup gittiği yere kapı aralığından görünen duvardaki resmine bakıyordu.siyah beyaz ve bir hayli ciddi bir resimde o eşi ve annesi vardı.onun için zamanın kaybedildiği anlarda yok olan bu iki kadın ayna için o resmin oraya asıldığı günden beri hiç yaşlanmadan hiç eskimeden duruyordu.adam ölenlerden daha yaşlıydı.geçmişi ondan daha genç ondan daha güzel ondan daha kırışıksız ve ondan daha siyah beyazdı.hafif bir esinti kapıyı yerinden oynattı.resmin aynaya göre solunda kalan adam silindi.sadece eşi ve annesi kaldı aynada.adam yaşarken yok olmuştu.ayna bu resmi izlerken adam az önce engelli kartını gösterdiği otobüs şoförünün arkasında sağ elini memesinin altına tutarak yere yığıldı.resimden ve peydah olduğu evrenden aynı anda silindi adam.ayna polis zoruyla içeri giren polisin başka bir polise bir diğer polisi çağırması gerektiğini söylerken kapıya çarpan yeni yetme polisin kapıya çarpması sayesinde kurtuldu resimden.artık kapıya bakıyordu.bir daha açılana kadar tüm yaşayacağı buydu.

16 Ocak 2015 Cuma

iki

evveli ahiri bir toz bulutuymuş
öyle diyor bütün ekranlar
diğerlerinden daha iyi konuşan bilim edaları
yalnız değiliz gibimize geliyor diyorlar.

ben yalnızım.

insan suçunu itiraf etmeli
ben yalnızım
bir başımayım
bir atım barutu olan bir avcıyım
ben birim
her şeyim bir
bir adet
bir defa
bir sefer
bir görmelik benim ömrüm.

ikinin bire bu kadar uzak olduğu başka bir matematik yoktur.


3 Ocak 2015 Cumartesi

küba

alnından düşenlerle bir evren yaratabilirim
küba'da bir sokak boylu boyunca yürüyebilirim dizlerinde
sokak lambasının altında mahalleye beyan öpebilirim
efkar demem gam demem gecelerce uyuyabilirim gözlerinde

korkak

koru beni yarama vurandan
merhemini sakınandan koru


koru beni üstüme basandan
ezerken gül açandan koru

koru beni el üstünde tutandan
lokmasız yutandan koru

koru beni yüzüstü düşürenden
ekmeksiz bırakandan koru.




25 Aralık 2014 Perşembe

düşenler

kırık 
yarım
biçare
kapındayım
sen diye sarılıyorum sensizliğine.

kollarımın ulaşabildiği yerde dur
ellerimin değebildiği
gözlerimin sevebildiği
yüreğimin atabildiği yerde dur
elini vicdanıma koy
duyacaksın 
sensiz sessizliğini 
zavallının.

7 Kasım 2014 Cuma

Dost ve Düşman
Mağrur bir komutan,
Asil bir kısrak,
Buğdayını sırtlamış bir karınca,
Zaman.
Elleri avuç içinde,
Önü ilikli,
Beli bükük,
Ve birçare,
İnsan.

10 Haziran 2014 Salı

ayrılık

ankara'nın en kurak denizinde
rıhtıma ağlayan bir gül bıraktım.

hava galiba soğuktu
yolun karşısı çok uzaktı
zaten gözlerim de kördü
üzerimde ne vardı
her yer neden bir kırmızı bir mavi
ve galiba
taksici seni benden ayırmaya yeminliydi.

mevsim var mıydı o an
hangi iklim peydahladı resepsiyon masasındaki o çiçeği
ve ben bu haldeyken
insanlar nasıl oluyor da
neyim olduğunu sormak yerine
hiçbir şey olmamış gibi
elma satın almaya devam ediyorlar
yandaki pespaye manavdan

kaçıncı kata çıkıyordum ben
saat kaç
saat seni ben geçiyor
ve Dali müzesi iç organlarım.

gece
ağır bir ceza gibi boynuma asılıyor
ben bugün burada kalacağım
gidemem bir yere
ayaklarım sözümü dinlemiyor
iyi de ediyorlar
sözümü dinleseler arkandan koşup
yetişemeyecek
-tim.

fakat etim ve iskeletim
bu şehrin krem rengi otel odalarını
bu şehrin bu dünyaya ait olmayan çocuklarını
bu şehrin o veya bu sebeple seviliyor olmasını
iki saat on yedi dakika sonra
ikinci sınıf bir otobüs seferiyle
terk edecekler.


uyandım çocuğum
kabusmuş gördüğüm
içim dışım sensiz
hep kördüğüm.