korkak
koru beni yarama vurandan
merhemini sakınandan koru
koru beni üstüme basandan
ezerken gül açandan koru
koru beni el üstünde tutandan
lokmasız yutandan koru
koru beni yüzüstü düşürenden
ekmeksiz bırakandan koru.
3 Ocak 2015 Cumartesi
25 Aralık 2014 Perşembe
7 Kasım 2014 Cuma
10 Haziran 2014 Salı
ayrılık
ankara'nın en kurak denizinde
rıhtıma ağlayan bir gül bıraktım.
hava galiba soğuktu
yolun karşısı çok uzaktı
zaten gözlerim de kördü
üzerimde ne vardı
her yer neden bir kırmızı bir mavi
ve galiba
taksici seni benden ayırmaya yeminliydi.
mevsim var mıydı o an
hangi iklim peydahladı resepsiyon masasındaki o çiçeği
ve ben bu haldeyken
insanlar nasıl oluyor da
neyim olduğunu sormak yerine
hiçbir şey olmamış gibi
elma satın almaya devam ediyorlar
yandaki pespaye manavdan
kaçıncı kata çıkıyordum ben
saat kaç
saat seni ben geçiyor
ve Dali müzesi iç organlarım.
gece
ağır bir ceza gibi boynuma asılıyor
ben bugün burada kalacağım
gidemem bir yere
ayaklarım sözümü dinlemiyor
iyi de ediyorlar
sözümü dinleseler arkandan koşup
yetişemeyecek
-tim.
fakat etim ve iskeletim
bu şehrin krem rengi otel odalarını
bu şehrin bu dünyaya ait olmayan çocuklarını
bu şehrin o veya bu sebeple seviliyor olmasını
iki saat on yedi dakika sonra
ikinci sınıf bir otobüs seferiyle
terk edecekler.
uyandım çocuğum
kabusmuş gördüğüm
içim dışım sensiz
hep kördüğüm.
ankara'nın en kurak denizinde
rıhtıma ağlayan bir gül bıraktım.
hava galiba soğuktu
yolun karşısı çok uzaktı
zaten gözlerim de kördü
üzerimde ne vardı
her yer neden bir kırmızı bir mavi
ve galiba
taksici seni benden ayırmaya yeminliydi.
mevsim var mıydı o an
hangi iklim peydahladı resepsiyon masasındaki o çiçeği
ve ben bu haldeyken
insanlar nasıl oluyor da
neyim olduğunu sormak yerine
hiçbir şey olmamış gibi
elma satın almaya devam ediyorlar
yandaki pespaye manavdan
kaçıncı kata çıkıyordum ben
saat kaç
saat seni ben geçiyor
ve Dali müzesi iç organlarım.
gece
ağır bir ceza gibi boynuma asılıyor
ben bugün burada kalacağım
gidemem bir yere
ayaklarım sözümü dinlemiyor
iyi de ediyorlar
sözümü dinleseler arkandan koşup
yetişemeyecek
-tim.
fakat etim ve iskeletim
bu şehrin krem rengi otel odalarını
bu şehrin bu dünyaya ait olmayan çocuklarını
bu şehrin o veya bu sebeple seviliyor olmasını
iki saat on yedi dakika sonra
ikinci sınıf bir otobüs seferiyle
terk edecekler.
uyandım çocuğum
kabusmuş gördüğüm
içim dışım sensiz
hep kördüğüm.
28 Nisan 2014 Pazartesi
mavi vapur
simsiyah iki kalbe dönüşümüz
güneşe karşı duruşumuz
senin saçlarının kalbime sarılışı
ellerimin titreyerek dokunması gülüşüne
masmavi bir vapurun limanı terk edişi gibi.
ak köpüklere el sallayan yalnızlığımız
ikimizin yalnızlığı
seni beni kahreden
ağız dolusu küfrü hakeden yalnızlığımız
ve yalınlığımız
sevdikçe yalın oluşumuz
el ayak çıplak buz gibi bir geceye varışımız
masmavi bir vapurun batışı gibi.
simsiyah iki kalbe dönüşümüz
güneşe karşı duruşumuz
senin saçlarının kalbime sarılışı
ellerimin titreyerek dokunması gülüşüne
masmavi bir vapurun limanı terk edişi gibi.
ak köpüklere el sallayan yalnızlığımız
ikimizin yalnızlığı
seni beni kahreden
ağız dolusu küfrü hakeden yalnızlığımız
ve yalınlığımız
sevdikçe yalın oluşumuz
el ayak çıplak buz gibi bir geceye varışımız
masmavi bir vapurun batışı gibi.
16 Nisan 2014 Çarşamba
13 Nisan 2014 Pazar
düşler ülkesi
ellerin
gözlerime
değdi değeli
viraneyim.
bir akşam serinliği isterim
ulu bir ağaç olmasa da olur
iki dallı bir vişne ağacının altında
tahta bir sandalyede
ayaklarım çıplak toprak sıcak
yüzümü mavilere kaldırıp
güneşin göz kapaklarımdan sızma çabasını düşlerim,
ve elimi dizine koyduğumu
güneşe, serinliğe
mavilere ve toprağa
değer gibi değdiğimi sana.
yaprakları dinlerim
toprakla ayaklarımın dansını
tahta sandalyenin kurtlarını
uzaklarda sevdiğini arayan bir kumru kuşunu duyarım
düşlerimin içine düşerim
sonra
sesin susturur her şeyi
sadece iki kalbin ağır aksak atışı kalır geriye.
gözlerin
sözlerime değdi değeli,
deliyim, divaneyim.
ellerin
gözlerime
değdi değeli
viraneyim.
bir akşam serinliği isterim
ulu bir ağaç olmasa da olur
iki dallı bir vişne ağacının altında
tahta bir sandalyede
ayaklarım çıplak toprak sıcak
yüzümü mavilere kaldırıp
güneşin göz kapaklarımdan sızma çabasını düşlerim,
ve elimi dizine koyduğumu
güneşe, serinliğe
mavilere ve toprağa
değer gibi değdiğimi sana.
yaprakları dinlerim
toprakla ayaklarımın dansını
tahta sandalyenin kurtlarını
uzaklarda sevdiğini arayan bir kumru kuşunu duyarım
düşlerimin içine düşerim
sonra
sesin susturur her şeyi
sadece iki kalbin ağır aksak atışı kalır geriye.
gözlerin
sözlerime değdi değeli,
deliyim, divaneyim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)